Görme, insanın çevresini algılamasında, dünyayı anlamlandırmasında ve yaşamla bağ kurmasında en önemli duyulardan biridir. Görme duyusu; öğrenme, iletişim kurma, üretme ve çevreyle etkileşimde bulunma becerilerimizin temelini oluşturmaktadır. Bir çocuğun dünyayı tanıması da, bir yetişkinin üretkenliğini sürdürmesi de, yaşlı bir bireyin bağımsız yaşama hakkı da sağlıklı bir görme duyusuna bağlıdır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde 2,2 milyar insan görme kaybı ya da görme bozukluğu yaşamaktadır. Bu vakaların en az yarısı önlenebilir veya tedavi edilebilir durumdadır. Yani, milyonlarca insanın görme kaybı basit önleyici uygulamalarla engellenebilmektedir. Bu gerçek, göz sağlığına dair farkındalığın ne kadar hayati olduğunu ortaya koymaktadır.

Dünya Görme Günü her yıl Ekim ayının ikinci perşembesinde kutlanır. Bu özel gün, bireyleri ve kurumları göz sağlığı konusunda bilinçlendirmek, önlenebilir körlükleri azaltmak ve tüm insanların eşit sağlık hizmetlerine erişebilmesi için farkındalık oluşturma amacı taşır.

Görme kaybı yalnızca tıbbi bir sorun değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve psikolojik bir sorundur. Görme yetisinin azalması bireyin eğitimine, iş gücüne katılımına, sosyal ilişkilerine ve ruhsal dengesine doğrudan etki etmektedir. Erken tanı ve düzenli muayene sayesinde oküler enfeksiyonlar, korneal hastalıklar, katarakt, glokom, diyabetik retinopati ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi birçok durum kalıcı görme kaybına yol açmadan tedavi edilebilmektedir.

Yenidoğan ve özellikle prematüre bebekler, görme gelişimi açısından en hassas gruplardan birinde yer alır. Prematüre doğumlarda karşılaşılan Prematüre Retinopatisi (ROP), erken tanı ve uygun tedaviyle önlenebilir körlük nedenleri arasında yer alır. Bu nedenle tüm bebeklerin, doğumdan sonraki ilk haftalardan itibaren göz hekimi tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır. Çocukluk çağında yapılan göz taramaları, erken dönemde fark edilen kırma kusurları ve şaşılık gibi durumların düzeltilmesi, ambliyopi (göz tembelliği) gibi geri dönüşümsüz görme azalmalarının önlenmesini sağlamaktadır. Bu nedenle, bireyin tüm yaşamını etkileyecek görsel performansın korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Aynı şekilde yaşlı bireylerin, diyabet hastalarının ve ailesinde göz hastalığı öyküsü bulunan kişilerin düzenli kontrollerini yaptırmaları, koruyucu göz sağlığı yaklaşımının temelini oluşturmaktadır.

Göz sağlığı, koruyucu hekimlik uygulamalarının en başarılı örneklerinden biridir.

  • Düzenli göz muayenesi ile risk faktörleri erkenden saptanabilir.
  • Basit tarama testleri ile görme kaybına neden olabilecek durumlar önlenebilir.
  • Toplum bilinci arttıkça dijital ekran kullanımında göz hijyenine dikkat edilmesi, güneşten korunma alışkanlıklarının geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam biçiminin benimsenmesi yaygınlaşır.
  • Gebelik döneminde yapılan taramalar ve çocukluk çağı aşılamalarıyla birlikte uygulanan göz kontrolleri, yaşam boyu görme sağlığına katkı sağlar.

Göz sağlığı bir ayrıcalık değil, temel bir insani hakkıdır. Kıbrıs Türk Tabipler Birliği olarak, göz sağlığı hizmetlerine erişimde eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğine inanmaktayız. Şehir merkezlerinden kırsal bölgelere kadar her bireyin, nitelikli göz sağlığı hizmetine ulaşabilmesi için sağlık politikalarının güçlendirilmesi, toplum temelli tarama programlarının yaygınlaştırılması ve kamu bilincinin artırılması gerekmektedir.

Kıbrıs Türk Tabipler Birliği olarak;

  • Yenidoğan bebeklerin doğum sonrası dönemde rutin göz muayenelerinin yapılması,
  • Çocukların okul öncesi dönemde görme taramasından geçirilmesi,
  • Her bireyin yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırması,
  • Yaşlılar, diyabet hastaları ve aile öyküsü bulunan bireylerin düzenli takip altında olması,
  • Dijital ekran kullanımında göz sağlığına yönelik koruyucu önlemlerin uygulanması,
  • Göz hijyeni, dengeli beslenme ve güneşten korunmanın yaşam alışkanlıklarına dahil edilmesidir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde göz sağlığı alanında hizmet veren hekimler olarak, ada genelinde koruyucu göz sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, okullarda rutin görme taramalarının yapılması ve erken tanı hizmetlerinin desteklenmesi için tüm kurumların iş birliği içinde çalışmasının önemine inanmaktayız. Toplumun her kesiminin bu farkındalığı sahiplenmesiyle, önlenebilir görme kayıplarının önüne geçilmesi mümkündür.

Unutmayalım ki, görmek yaşamaktır.
Görme sağlığını korumak, hem bireysel hem toplumsal bir görevdir.
9 Ekim Dünya Görme Günü vesilesiyle herkesi, göz sağlığı için bir adım atmaya ve sevdiklerinin de bu konuda bilinçlenmesine katkı sağlamaya davet ediyoruz.

Op. Dr. Fikret Muhyi