• Font size:
  • Decrease
  • Reset
  • Increase
ende

Sel, Salgın Hastalıklar ve İnsan Sağlığı

sel kttb

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu adına Başkan Dr. Özlem Gürkut ve Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu Dr. Emre Vudalı, “Sel, Salgın Hastalıklar ve İnsan Sağlığı”  konusunda alınması gereken önlemleri içeren dosyayı Başbakanlık Kriz Masası Başkanı, Başbakanlık Müsteşarı Hasan Alicik’i 10 Aralık 2018 pazartesi günü makamında ziyaret ederek sundu.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği ülkemizde yaşanan su baskınları ve sel felaketine bağlı gençlerimizin kaybı ve oluşan hasarlar karşısında, tarifsiz, derin bir üzüntü içerisindedir. Ölenlerin ailelerine, yakınlarına ve toplumumuza baş sağlığı, sabır ve metanet dileriz.
Böylesi acıların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin ve yapılması gerekenlerin acilen başlatılması gereklidir. Varsa hatalı ve kusurluların tespit edilmesi ve cezalandırılması da önemlidir.


Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği de kendi alanı olan insan sağlığı ile ilgili sel ve su taşkınları durumunda yapılması gerekenler, alınması gereken önlemler konusunda bilimsel temellere dayalı tespit ve önerilerini bir dosya haline getirerek sizlere sunma kararı almıştır. Hem şu anda yaşamakta olduğumuz durum hem de gelecekte benzer bir durum oluşması durumunda kısa ve uzun vadede yapılması gerekenleri içeren bu dosyayı sunarken olası kriz durumlarında toplumun sağlığının korunması için görev almaya hazır olduğumuzu da belirtmek isteriz.

Saygılarımızla,

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

         

Dr. Özlem Gürkut  

      (Başkan)

SEL, SALGIN HASTALIKLAR VE İNSAN SAĞLIĞI

Son zamanlarda sıklığı artış gösterme eğiliminde olan aşırı yağışlar sonrası kentlerde yaşanan manzaralar bir kez daha plansız ve çarpık kentleşmenin, alt yapı sorunlarının nelere yol açabileceğini gözler önüne sermektedir. “Doğal afet” gibi görünen bu yağışların yol açtığı seller ve taşkınlar, aslında “insan eliyle” oluşan ve ülkemizde can kayıplarına yol açabilen bir çerçevede olumsuz sağlık etkilerine yol açmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde KKTC’de yaşanan manzaraların son örneğini oluşturduğu bu durumun sıklığı artmakta ve kentler yeni bir tehditle karşı karşıya kalmaktadır. Çevrenin ve ekolojik sistemlerin tahribi, kentlerin insanı değil rantı önceleyerek planlanması başta bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok olumsuz sağlık etkisi olan sellerin etkilerini yeniden gündeme getirmektedir.

SELLER NE TÜR SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİR?

Pek çok olağandışı durumda olduğu gibi sellerde de  çevre sağlığı hizmetleri, sağlık hizmetleri yönetiminde önceliğe sahiptir. Her zaman özenle yürütülmesi gereken koruyucu sağlık hizmetleri, sel sonrasında da  aksatılmadan sürdürülmelidir.

Sellerden sonra: Yeterli miktarda sağlıklı su sağlanması ve "atık su zararsız hale getirme" önem kazanmaktadır. Seller, su ve kanalizasyon sistemlerini bozabilmekte ve biyolojik ve kimyasal kontaminasyon oluşturabilmektedir. Katı atıkların toplanması önemlidir. Sel suları ile dağılan atıklar kirliliğe sebep olmakta, enfeksiyon riskini artırmaktadır. Vektör ve kemirici kontrolü önemlidir. Sellerden sonra vektör üreme alanları genişlemektedir. Ülkemizdeki kış aylarında yeni gelişen duran su alanları yerel belediyeler tarafından kayıt edilmeli ve gerekli önlemler şimdiden alınmalıdır.

SELİN YOL AÇABİLECEĞİ SORUNLAR AÇISINDAN, HALKIMIZA  BAZI HATIRLATMALAR YAPMAK İSTİYORUZ.

 Sel alanlarından uzak durunuz, özel bir beceriniz yoksa kurtarma ve temizleme çalışmalarını engellemekten başka bir işe yaramayabileceğinizi UNUTMAYINIZ.

Yüksek yerlerde bulunmaya dikkat ediniz ve sel basmış yolda araç KULLANMAYINIZ.

Aracınızdayken sel içinde kalırsanız, hemen aracı kapatınız ve yüksek bir yere çıkınız. Suyun 30 cm. yükselmesi araç üzerinde 700 kiloluk itmeye neden olur. 60 cm.lik yükselme bir aracı sürüklemeye yeter, UNUTMAYINIZ.

Dizinizi geçen suya girmeyiniz. Kopmuş elektrik tellerinden uzak durun ve ilgili yerlere bildiriniz. Sele bağlı ölümlerin önemli bir kısmı elektrik çarpması sonucu görülür, UNUTMAYINIZ.

Çocukların su birikintilerinde oynamasına İZİN VERMEYİNİZ, kimyasal madde ya da kanalizasyon karışmış olabilir, UNUTMAYINIZ.

Elektrikli aletlere DOKUNMAYINIZ, ıslak bölgelerde elektrikli alet KULLANMAYINIZ.

Selden etkilenen binalarda el feneri kullanınız; yanıcı, patlayıcı madde riskine karşı kibrit, çakmak kullanmaktan KAÇININIZ.

Sel suyu ile bulaşmış olması olası taze sebze, meyve ve yiyecekleri YEMEYİNİZ.

Kaynağını bilmediğiniz suyu KULLANMAYINIZ. İçilebilir özellikte olduğundan emin olmadığınız suları İÇMEYİNİZ. Sadece şişe suyu ya da önceden depoladığınız hazır gıdaları ve temiz suyu tüketiniz.

Gerektiğinde su temizliği için klor kullanınız. Klor piyasada hazır tabletler halinde satıldığı gibi, tablet bulunmaması halinde belli noktalara dikkat ederek kireç kaymağı ve çamaşır suyu gibi malzemelerden de elde edilebilir. Konu hakkında daha doğru bilgi edinmek için en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Sağlıklı olmayan suları diş fırçalama, tabak yıkama, yemek yapmak ve buz elde etmek amacıyla KULLANMAYINIZ.

Sel sularının derinize temas etmesini ENGELLEMEYE ÇALIŞINIZ.

Vücudunuzda bulunan açık yaralar sel suları ile temas ederse, bu bölgeyi temiz su ile yıkayınız ve bir sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Çocukların sel suları içinde veya sel suları ile kirlenmiş oyuncaklarla oynamalarına İZİN VERMEYİNİZ.

Sel sularına kanalizasyon karışmışsa, evin temizlenmesinde 9 ölçü suya 1 ölçü çamaşır suyu katılmış suları kullanınız. Temizleme sırasında lastik eldiven ve bot giyiniz.

SELLER NE TÜR SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİR?

Sele bağlı ölümlerin çoğu (% 93'e varan oranda) boğulma nedeniyle olmaktadır. Seller, trafik kazası dahil temizleme çalışmaları sırasında yaşanan çeşitli travmalar, emosyonel ve fiziksel stres sonucu miyokard enfarktüsü, elektrik çarpmalarına bağlı ölüm ve bulaşıcı hastalıklara yol açar.

Selin ardından etkilenen insanların sağlıklı suya ulaşamaması, en temel problemdir ve suyla ve gıdayla bulaşan hastalıkların  artması beklenir. Ayrıca geçici yerleşim yerlerinde ve benzer kalabalık ortamlarda, hava yoluyla bulaşan hastalıkların hızla yayıldığını anımsatmak gerekir. Bu koşullarda yaşayan çocuklarda kızamık ve akut solunum yolu enfeksiyonları beklenir. Hava yolu ile bulaşan hastalıklar, kendi evlerinde yaşayan insanlar için de sorun oluşturur.

Sel ile bulaşıcı/salgın hastalık ilişkisi, şöyle seyretmektedir;

"Doğal nedenli olağandışı durumlar" arasında en çok bulaşıcı hastalık görüleni sellerdir. Çünkü su şebekeleri ve arıtma sistemleri hasar görür, kanalizasyon taşmaları oluşur ve kontamine gıda, su ve eşyalarla bulaşan enfeksiyöz hastalıklar daha çok ortaya çıkar.

  1. dönem: İlk üç gün, bulaşıcı/salgın hastalık pek görülmez.
  2. dönem: Dördüncü günden dördüncü haftaya kadar olan bölümdür. Bulaşıcı hastalıkların görülmesi, sık karşılaşılan bir durumdur. Genellikle sel bölgesinde, selden önce tek tek bulunan hastalıkların salgın yaptığı görülmektedir.
  3. dönem: Dördüncü haftadan sonrasıdır. Kuluçka süresi uzun olan hastalıklar, bu dönemde görülür.

Hangi hastalıklar görülür?

Suyla bulaşan enterotoksijenik E.Coli enfeksiyonları, Şigellozis, Hepatit A, Leptospirozis hatta Giardiazis salgınları görülme riski artar. Genellikle sel bölgesinde, sel öncesinde görülen hastalıkların salgın yaptığı görülmektedir.

Öncelikle su ve besin kaynaklı ishalli hastalıkların ortaya çıkmasını beklenir. Burada temel etken, su, kanalizasyon altyapılarının zarar görmesi, özellikle de sağlıklı içme ve kullanma suyu sağlanmasında görülen aksaklıklardır.

Bir başka temel etmen, vektör üreme alanlarının artmasıdır. Vektör ve kemiricilerin kontrolü önemlidir. Olağan koşullarda vektörle bulaşan hastalıkların sağlık riskleri oluşturduğu bölgelerde olağandışı durumlar sonrasında vektör üreme alanlarında genişleme ve insan vektör ilişkisinde artış  görülmesi, buna bağlı olarak vektörlerle bulaşan hastalıkların çoğalması beklenir.

Sivrisinek üreme alanlarında bir artış olması, bölgede sel öncesinde varsa sıtma olgularını artırabilir. Eylül 2017 tarihinde Esentepe’de 3 adet sıtma vakası bildirilmişti. Yeni potansiyel sulak üreme alanların artması ile yaz aylarında sıtma riski artabilir.

Suların içindeki sıvı ve katı atıkların cilde temas etmesi sonucu deri enfeksiyonlarının da artmasını beklenir.

Selin ev ve ev eşyalarını etkilemesi, sel geçtikten sonra da etkili olur. Bu etkileme, sağlık sorunlarını uzun döneme yayar. Bu arada, sel sırasında yaşanan sağlık sorunlarının zamanında tedavi edilmemesi, sağlık sorunlarını ağırlaştırır, komplikasyonlara yol açar, tedaviyi zorlaştırır.

Peki, neler yapılabilir?

1- Sel riski olan bölgede, hangi sağlık sorunlarının yaşanabileceği önceden değerlendirilmelidir.

2- Düzenli bir bilgi toplama sistemine sahip olmak, kritiktir. Yoksa, oluşturulmalıdır.  Bu salt bürokratik bir işlem olarak kabul edilmemelidir; bununla, olası hastalıkların/sağlık sorunlarının erken belirlenmesi ve zamanında müdahalesi mümkün hale gelir.

3- Selden etkilenen evlerde yaşayanlar her gün ziyaret edilerek, sağlık sorunları izlenmelidir.

4- En önemli ihtiyaç, sudur. Sel bölgesindekilere, günlük ihtiyacı kadar temiz su sağlanmalıdır. Su dezenfeksiyonu için en kolay ve en hızlı etki gösteren yöntem klor uygulamasıdır. Suların sürekli dezenfeksiyonu sağlanmalı, sağlıklı olmayan sular için, evlere klor tabletleri dağıtılmalıdır.

5- Halk, kaynağını bilmediği suları kullanmamaları uyarılmalıdır. Sel sularıyla temasın önlenmesiyle ilgili eğitim yapılmalı, bu durumla karşılaşanların ciltlerini sabunlu suyla yıkaması önerilmelidir.

6- Kısa sürede, vektör kontrol önlemleri alınmalıdır. Sıtma için, bu çok önemlidir.

7- Aşılama hizmetleri aksatılmadan sürdürülmelidir. Özellikle gebe ve çocukların rutin aşıları aksatılmamalıdır. Sel sırasında toprak, çamur, vb. ile kirlenmiş, derin yarası olanların tetanoz bağışıklaması yapılmalıdır. Kanalizasyon ve kullanma suyu karışabileceğinden hepatit A aşısı yapılmalıdır.

 

Uzun dönemde alınacak önlemler nelerdir?

Yasal/yönetsel

  • Afete Hazırlık Programları ve Erken Uyarı Sistemlerinin kurulması
  • Yerel, ulusal, uluslararası ve küresel düzeyde gözetimin geliştirilmesi
  • Musluk suyu kalitesinin standardizasyonu ve takip sistemin oluşturulması
  • Yüksek hijyen standartlarını zorunlu kılmak

 Teknik konular

  • Su arıtma ve sanitasyon geliştirmek
  • Enfeksiyöz hastalık kontrol programlarını aktif ve verimli tutun

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

Dr. Emre Y. Vudalı

Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu

 

 

 

 

Resepsiyon Erteleme Duyurusu

erteleme duyurusu kttb

 

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin 62. kuruluş yıldönümü nedeni ile 6 Aralık 2018 Perşembe (Bugün) saat 19’da Bedesten’de yapılacağı duyurulan resepsiyonumuz kötü hava koşulları nedeni ile ileri bir tarihe ertelenmiştir.

Önemle Duyurulur,

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)


Dr. Özlem Gürkut

(Başkan)

 

 

1 Aralık Dünya Aids Günü

dunya aids gunu KTTB

 

 

HIV hastalığı kimi veya kimleri ilgilendirir?

HIV, yani human immundeficiency virüs, dünyada ve KKTC’de din, dil, etnik köken, meslek, yaş, kadın, erkek, çocuk ayrımı yapmadan herkesi etkileyebilir. HIV çağımızın hastalığıdır ve bu konuda bilgilenmek için herkese iş düşmektedir. HIV hepimizi ilgilendirmektedir...

HIV (Human Immunodeficiency Virus) nedir?

Türkçe’de ‘’İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü’’ olarak adlandırılan bir virüstür. HIV ile enfekte olan bir kişinin tedavi almaması, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve etkisiz hale gelmesine neden olur. Virüs CD4 lenfosit dediğimiz beyaz kan hücrelerine yerleşir ve çoğalmaya başlar. Uzun yıllar içerisinde ise bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur.

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome) nedir?

Türkçe’de ‘’Kazanılmış Bağışık Yetmezlik Sendromu’’ olarak adlandırılan HIV’in neden olduğu hastalıklar bütünüdür. Normalde sağlıklı bir kişide bağışıklık, yani CD4 sayısı 600 ile 1200 arasındasır. Ancak AIDS evresine geçmiş bir HIV pozitif kişinin CD4 sayısı 200 ‘ün altına inmiştir. CD4 sayısı 200’ün altına düştüğünde, kişinin bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler kolayca gelişebilir. Yani kısacası her HIV pozitif kişi AIDS değildir. AIDS tablosu, HIV hastalığının ilerlemiş son evresidir diyebiliriz.

KKTC'de yaşayan HIV pozitif kaç kişi vardır?

Kuzey Kıbrıs'ta KKTC vatandaşı olup HIV tanısı ile yaşamakta olan 68 kişi vardır. Ancak HIV pozitif olup bunu bilmeyen hasta sayısı çok daha fazladır. Dünyada HIV taşıyıcısı olan dört kişiden biri HIV pozitif olduğunu bilmiyor. KKTC’de HIV ile ilgili tarama ve eğitim politikalarının olmadığını düşünürsek bu oranın ülkemizde daha da yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

HIV virüsü vücuda girdikten sonra hastalık süreci nasıldır?

Virüs vücuda girdikten sonra genelde bir ay içerisinde kişide grip benzeri şikayetler olur. Bundan dolayı hastalık ilk aşamada kolayca gözden kaçabilmektedir. Hastalar genelde eve grip reçetesi ile gönderilmekte ve bu döneme “Akut Retroviral Sendrom” adı verilmektedir. Bu dönem hiçbir belirti ve bulgu vermeyeceği gibi hızlı kilo kaybı,
kuru öksürük, tekrarlayan ateş veya gece terlemeleri, açıklanamayan yorgunluk,
büyümüş koltuk altı, kasık veya boyun lenf bezleri gibi yakınmalar ve bulgular olabilmektedir.

Bu dönemden sonra hastalık sessiz dönem yani latent döneme girer. Bu dönemde çok yakınma ve bulgu vermeden yıllar içerisinde (2-10 yıl) yavaş yavaş CD4 sayısı tükenmeye ve düşmeye başlar. Yukarıda açıklandığı gibi CD4 sayısı 200’ün altına düştüğünde, kişinin bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkmaya başlar.

HIV tanısı nasıl konur?

HIV tanısı için herhangi bir laboratuvarda kan testi yaptırmanız gerekmektedir. Tüm devlet hastanelerinde HIV testi yapılabilmektedir. Ayrıca pek çok özel hastanede ve laboratuvarda da test yapılmaktadır. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinde isim vermeden de test yaptırmak mümkündür. Tek yapmanız gereken enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmaktır.

Hastalık nasıl bulaşır?

Korunmasız oral, anal ve vajinal cinsel ilişki sırasında virüs vücuda girebilir. Her tip korunmasız cinsel ilişki ile HIV ve diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar bulaşabilmektedir.

Ayrıca kan ürünlerinin nakli, ortak enjektör kullanımı, anneden bebeğe, dövme veya piercing ve kaza ile enjektör iğnesinin vücuda batması (HIV pozitif kişinin) ile bulaşabilmektedir.

HIV hangi yollar ile bulaşmaz?

HIV, sosyal ilişkilerle, öpüşmekle, sarılmakla, aynı ortamda bulunmakla, aynı çatal – kaşığı, aynı havuzu, aynı tuvaleti kullanmakla, sivrisinek ısırmasıyla, gözle görünür miktarda kan içermedikçe tükürükle, ter ile bulaşmaz. Kısacası düşünüldüğünün aksine, günlük sosyal ilişkiler ile bulaş olmaz.

Kimler risk altında? Öncellikle kimler test yaptırmalı?

HIV hastalığının toplumdaki seyrini azaltmak için, tanı almamış hastaların tanı almalarını sağlamamız gerekmektedir. Öncelikli olarak yüksek risk gruplarının belirlenmesi ve bu gruptaki kişilerin normal toplumdaki kişilere göre daha sık test yaptırmaları gerekmektedir. Risk grubunda iseniz zaman kaybetmeden mutlaka test yaptırınız.

Risk grupları;

-Korunmasız cinsel ilişki yaşayan ve birden fazla partnerle olanlar

-Damar içi ilaç bağımlılığı ve ortak enjektör kullanımı olanlar

-HIV pozitif bir kişi ile ilişki yaşayanlar

-Görülme sıklığı yüksek bölgelere seyahat eden ya da orada yaşayanlar

-Cinsel saldırıya maruz kalanlar

-Erkekler arası homoseksüel ilişki yaşayanlar

Risk grubundayım, HIV hastalığından nasıl korunabilirim?

-Kondom yani prezervatif kullanımı; Cinsel ilişki yoluyla HIV bulaşması cinsel sıvıların cinsel organlara, anüse ağıza ya da açık yaralara teması ile olur. Kondom kullanmak halen HIV'den korunmanın en güvenilir yöntemidir. Ülkemizde, hem erkekler hem de kadınlar için kondom mevcuttur. Cinsel ilişkinin her çeşidinde ve doğru kullanılması halinde bulaş riski %0’a yaklaşmaktadır. Kondomun son kullanma tarihine,  ambalajı açıp kullanırken yırtılmamış olduğuna dikkat etmek önemlidir

Tedavi almak; Tedavi alan HIV pozitif kişiler %96 oranında bulaştırma riskini azaltıyor. Partneriniz HIV pozitif ise tedavi alması için destek olun.

PrEP (Pre-exposure prophylaxis); 2012 yılından bu yana kullanılan PrEP, HIV bulaş riskini azaltmak için cinsel temas öncesinde alınan bir ilaç rejimidir. Bulaş riskini önemli ölçüte azaltmaktadır.

PEP (Post-exposure prophylaxis); Türkçede temas sonrası korunma tedavisi olarak da bilinen bu yöntem, potansiyel riskli teması takip eden 2. ila 72. saatler arasında başlanması gereken bir ilaçtır. Kullanımının, 28 gün boyunca kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Bulaş riskini ortalama %80 oranında azaltmaktadır.


HIV’in tedavisi var mı? Öldürür mü?

Dünya Sağlık Örgütü’nün kronik hastalıklar listesinde olan HIV, 1996’dan bu yana mevcut gelişmiş Antiretroviral (HIV’i baskılayan) ilaç seçenekleriyle kontrol altında tutulabilmektedir. Günümüzün yenilikleri ile artık HIV günlük tek bir tablet ile tedavi edilebilmektedir.  Doğru zamanda ilaç tedavisine başlayan HIV pozitif kişiler kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Geç HIV tanısı alan ve AIDS evresinde olan kişiler dahi ilaç tedavisiyle sağlıklarına geri kavuşabilmektedir. Hatta günümüzde gelişmiş tıp

sayesinde HIV pozitif anneler virüsü taşımayan bebek sahibi olabilmektedir. HIV pozitif kişiler normal aile ve iş hayatlarına devam edebilirler.

HIV hastalarına yapılan insanlık dışı uygulama

KKTC'de maalesef şu andaki uygulama, HIV pozitif yabancıların yurtdışına ihraç edilmesi şeklindedir. Hiçbir gelişmiş ülkede böyle bir uygulama yoktur. Bu uygulamanın devam etmesi halinde hastalar kan testi yapmaktan kaçınacak ve dolaysıyla hastalığı taşıdığını bilmeyecektir. Hastalığı taşıdığını bilmeyen kişi ise toplum içerisinde bu hastalığı bulaştırmaya devam edecektir. Bu sebepten ötürü HIV pozitif yabancıların yurtdışına ihraç edilme kararı tekrardan gözden geçirilmelidir.

Ülke olarak ne yapalım ?

Eğitim sistemine sağlıklı cinsel eğitim derslerinin konulması (cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve korunma yöntemleri)  yapacağımız en önemli ve ilk adımdır. Bunun dışında cinsel yolla bulaşan hastalıkların teşhisi için gerekli test merkezlerinin açılması, ülkeye gelen ve belirli bir sürenin üzerinde kalacak olan risk grubu kişilerin taranması (bulaşmayı azaltmak için en önemli adım hasta olduğunu bilmektir), spot eğitim bilgilendirme içeriklerinin artırılması, riskli gruplarda sık taramalar yapılması ve ihraç kararının kaldırılmasıdır. 

Hepimize çok iş düşmektedir. Bugün toplum içerisindeki HIV hastalığı ile mücadele etmezsek sayı artmaya devam edecektir.

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

Dr. Emre Y. Vudalı
Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu

 

 

 

62. Kuruluş Yıldönümü Daveti

kttb logo

 

 

Sayın Üyemiz,

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin 62. kuruluş yıldönümü resepsiyonu 6 Aralık 2018, Perşembe Saat 19:00’da Bedesten’de gerçekleştirilecek kokteylimizde sizleri aramızda görmek bizleri onurlandıracaktır.

Saygılarımla,

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

 

Dr. Özlem Gürkut

(Başkan)

 

 

KTTB Ormanı'nın Ağaçlandırılması

KTTB orman

 

 

1956 yılında kurulan Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin 62. kuruluş yıl dönümü nedeni ile 18 Kasım 2018 Pazar günü saat 11.00’de Taşkent Yolu’ndaki KTTB Ormanı’na zeytin, harnup, incir ve nar fidanları'nı yeşili ve doğayı seven meslektaşlarımızın da katılımıyla diktik.

Fidanlarımızı sağlayan Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Tarım Dairesi ve Orman Dairesi’ne teşekkür ederiz.

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

Dr. Özlem Gürkut

    (Başkan)

 

 

 

Cumhurbaşkanı Ziyaretimizde Sunmuş Olduğumuz Mektup

cb ziyaret

 

 

Sayın Mustafa Akıncı,

KKTC Cumhurbaşkanı,

 

Hekimlik yüzyıllardan beri var olan ve toplumsal yanı en güçlü mesleklerden biridir.  Kıbrıslı Türk hekimler de her zaman toplumun sorunlarına duyarlı olmuş, gerektiğinde önderlik etmişlerdir.

1956 yılında kurulan Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin 22. Genel Kurulu ile göreve gelen Başkan ve Yönetim Kurulu olarak bizler de içinde yaşadığımız coğrafyanın, ülkemizin ve toplumumuzun sorunlarına duyarlı olma,  çözümler üretme ve katkıda bulunma arzusundayız.

Kıbrıs Sorununa kalıcı bir çözüm bulma amacı ile sürdürmekte olduğunuz ve zaman zaman kesintiye uğrayan müzakere sürecinin, giderek çetrefilleştiğinin bilincinde olan bizler,  bu durumun sadece siyasi değil, ekonomik ve toplumsal sorunlara da neden olduğunu görmekteyiz. Halkımız giderek yoksullaşmakta, gençlerimiz göç etmektedir. İnsanlarımız birlik ve beraberlik duygusunu giderek yitirmektedir.

Uğraşı insan olan biz hekimler, yaşamı uzatmak ve iyileştirmek için gece gündüz çaba sarf etmekteyken, artan ekonomik ve siyasi sorunlar toplumun ruh sağlığını olumsuz etkilemekte, toplumsal şiddet, cinayet  ve intihar olayları artmakta can kayıpları yaşanmaktadır.

Ekonomik ve toplumsal sorunların arttığı dönemlerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halkın sağlık hizmeti talebi kamusal alana yoğunlaşmaktadır. Son dönemde ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar sonrası kamu hastanelerinin hasta yükü daha da artmıştır. Zaten uzun süredir var olan bina, alt yapı ve donanım eksikliğine artan hasta yükü ile katmerlenen personel eksikliği de eklenmiş ve Devletin Anayasal bir yükümlülüğü olarak vatandaşlarına sunması gereken sağlık hizmetinde aksamalar artmıştır.

Vatandaşlar Devletten hakları olan adil, eşit ve çağdaş sağlık hizmetini alamadıklarında ortaya çıkan öfkelerini karşılarında buldukları sağlık çalışanlarına yöneltmekte, sağlık çalışanlarına karşı şiddet olayları da giderek artmaktadır.

Topluma, gelişmiş ülkeler düzeyinde, kaliteli, çağdaş ve bilimsel sağlık hizmeti sunulabilmesi için ilk şart, bütçeden sağlığa ayrılan payın artırılmasıdır. Bunu sağladıktan sonra ise alt yapı ve personel eksikliklerinin ivedilikle giderilmesi şarttır.

Günümüzde ise kamu hastanelerimizden yatak, cihaz ve personel eksiklikleri nedeni ile her geçen gün artan sayıda sağlık kurulu ile hasta sevkleri yapılmakta ve zaten kısıtlı olan sağlık bütçesi bunlara harcanmaktadır.

Ülkemizin ekonomik kaynakları gibi insan kaynakları da kısıtlı ve değerlidir. Geçtiğimiz dönemde mahkeme koridorlarına yansıyan olaylarla, çoğu, devletin bursları ile okumuş hekimlerin çalışma koşulları, çeşitli defalar tartışılmış, devlet, kendi hekimlerinden ne şekilde yararlanacağını tartışma konusu yapmıştır.

Sağlık hizmetinin, ister özelde ister kamuda olsun, kesintisiz ve 24 saat boyunca sürdürülme ihtiyacı vardır. Kamu hastanelerinde az sayıda uzman bulunan alanlardaki hekimlerimiz, 24 saat, 365 gün oncall olarak çalışmaktadır. Aksi taktirde vatandaşlara kesintisiz sağlık hizmeti verilememektedir.

Böylesi ağır şartlar altında çalışmakta olan hekimlerin, her geçen gün tıp alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izlemesi ve çağdaş hekimlik uygulaması için, alt yapısı ve personel ihtiyaçları giderilmiş, sürekli eğitim hakları sağlanmış hastanelere ve çalışma şartlarına ihtiyaçları vardır.

Mesleğin ve verilmesi gereken hizmetin özelliğinden kaynaklanan bu farklılıklara karşın, hekimler, diğer çalışanlar ile ayni yasalar altında çalıştırılmakta ve ciddi sorunlar yaşanmaktadır.

Ülkemizde meslek icra eden hekimler olarak, çağdaş ve bilimsel sağlık hizmeti verebileceğimiz, kritik hastalarımızı tedavi edebilmek için risk üstlenebileceğimiz yasal dayanakları ve şartları sağlayacak, sürekli eğitim hakkımızı ve ihtiyacımızı tanımlayıp sağlayacak, mesleğimizi 24 saat kesintisiz sürdürmekteyken emeklerimizi sömürmeyecek, verimliliği denetleyip artıracak çağdaş bir ‘HEKİM YASASI’ na acilen ihtiyacımız vardır.

Kapitalist ekonomi düzeninde hekimler, çalıştıkları hastanelerin sahibi olmaktan, büyük sermaye tarafından oluşturulan hastanelerin işçileri konumuna doğru yer değiştirmektedir. Birçok hastanede ücretli olarak çalışan hekimlerin ise, devlete yapılan emeklilik yatırımları gerçek maaşları üzerinden değil, asgari ücrete yakın rakamlar üzerinden yapılmaktadır. Emekliliklerinde zorluklar yaşayacağı aşikar olan bu gibi meslektaşlarımızın olmaması için, sağlık sektörü için ayrı asgari ücretler belirlenmesi gerekmektedir.

Diğer yandan mesleğin ayrılmaz parçası olan nöbetlerde (kamuda çoğunlukla aylık mesai süresini aşan sürelere varacak kadar) verilen hizmetin ise emeklilik menfaatleri bakımından yatırımları yapılmamaktadır. Meslektaşlarımızın nöbet ve ek mesai ödeneklerinin yatırımlarının yapılması için gerekli yasal düzenleme için çalışma yapılmasını beklemekteyiz.

Yasalardaki tek sorunumuz mesleki özlük haklarımız ve çalışma şartlarımızla sınırlı değildir. Hekimler, en az devletler kadar, halkın sağlığından sorumludur. Ülkemizde halkın sağlığını koruyup geliştirecek bir HALK SAĞLIĞI YASASI yoktur. Bizler böylesi bir yasanın bir an önce yapılması ve yürürlüğe girmesi için iş birliği yapmaya ve katkıda bulunmaya hazırız.

Hastalıkları tedavi etmekten daha akılcı ve ekonomik olan sağlığı korumaktır. Ülkemizde kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet, böbrek hastalıkları, akciğer hastalıkları ve kronik enfeksiyonlar denetimsiz bir şekilde artmaktadır.

Oysa bunların önemli bir kısmı alınacak önlemlerde engellenmesi mümkün olan hastalıklardır.

Sağlıklı beslenme bilincinin oluşturulması için eğitim kurumları, medya, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleri ile hükümetin iş birliği yapması gerekmektedir.

Spor ve aktivite alanlarının, güvenli parkurların artırılması için yerel yönetimler ile ortak projeler yürütülmelidir.

Hastalıklara karşı en güvenli kalkan olan aşılar devlet eli ile ücretsiz uygulanmalı, ulusal aşı programlarımız, ülkemizin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmelidir.

Dünyada, her yıl, 9 milyon insan, kanser nedeni ile ölmektedir. Akciğer kanseri ise, kansere bağlı ölüm nedenleri içinde birinci sırada yer almaktadır. Oysa akciğer kanserlerinin %85’i sigara içenlerde görülmektedir. Ülkemizde, Tütün ve Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma Yasası yürürlüktedir. Yasaya göre, kapalı alanlarda sigara ve tütün ürünlerinin kullanımı yasaktır. Oysa hepimiz biliyor ve üzülerek görüyoruz ki yasa her fırsatta delinmektedir ve biz insanlarımızı zararları bu kadar iyi bilinen tütünden koruyamamaktayız.

Diğer yandan, halkın ve basının gündeminden hiç düşmeyen, gıda güvenliğini sağlayacak olan yasa da Meclis’ten geçmiş olmasına karşın, tüzükleri tamamlanarak, tarladan çatala gıda güvenliği sağlanmış değildir.

Hastalıkların birçoğu çevresel nedenlerle oluşurken bizler her geçen gün daha da sağlıksız çevre koşulları yaratmaktayız. On yıllardır konuştuğumuz elektrik santrali bacasına filtre takılması, taş ocakları, limanlardaki çevre sorunları çözümlenmemiş beklerken, etrafımızda insan sağlığı için potansiyel tehlike oluşturan elektromanyetik alanlar artmakta, yüksek gerilim hatları altında yaşam alanları oluşmakta, okullar faaliyet göstermektedir. Ülkemiz her geçen gün çölleşmektedir. Çarpık yapılaşma, denizlerimizin kirletilmesi ve kıyıların korunamaması, insan sağlığı yanında, turizm gelirlerimizi de etkileyecek noktadadır.

Ülkelerin geleceklerini planlaması, 10 yıl, 20 yıl, 50 yıl sonrasını görebilmeleri ve ona göre yatırım ve plan yapmaları, gelişmişliklerinin bir göstergesidir. Bizler ise, yarını planlamak şöyle dursun, bugünümüzü bile kayıt altına almayı başaramamış durumdayız. Nüfusunu bilmeyen bir ülke, değil 10 yıl sonra, yarın kaç hastane yatağına, kaç okul sırasına, kaç öğretmene, kaç aşıya, kaç ekmeğe ihtiyacı olacağını bilemez.

Gelecekte sorun yaşamamak için hekimlik gibi, çok uzun bir eğitim gerektiren mesleklerde, ülkenin ihtiyaçlarını önceden belirlemek ve eğitim görecek gençleri, bilinçli bir şekilde, gerekli alanlara yönlendirmek için önlemler almak, önemlidir.

KTTB olarak, tıp ve diş hekimliği fakültelerinde kaç KKTC vatandaşı öğrenci olduğunu öğrenerek ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda bilgilendirme, özendirme ve yönlendirmeler yapmak için çalışmalar başlattık.

Diğer taraftan ülkemizde sayıları her geçen gün artan üniversiteler gibi, tıp fakültelerinin ve diş hekimliği fakültelerinin de sayıları artmaktadır. Oysa hekimlik eğitimi sadece teknik alt yapı ve donanımla tamamlanamaz, yeterli hasta sayısı ve çeşitliliği de esastır. Bu nedenle dünyada, bilimsel verilere dayanılarak, her 1 milyon nüfusa 1 tıp fakültesi açılması önerilmektedir.

Bizim edindiğimiz bilgilere göre KKTC’de şu anda 4 tıp fakültesi ve 6 diş hekimliği fakültesi mevcuttur, 2 diş hekimliği fakültesi için ise müracaat  yapılmıştır. Bu kadar çok sayıdaki fakültenin, eğitim standartlarını tutturamama riskinin yanı sıra, fakültelere KKTC vatandaşı öğrencilerin çeşitli isimler altındaki sınavlarla kontrolsüz ve plansız bir şekilde alınması da ayrı bir sorundur. Gelecekte işsiz hekimler ya da planlayamayacağımız bir hekim iş gücü ile karşı karşıya kalma olasılığımız oluşmaktadır.

Eğitim Bakanlığı’na ve YÖDAK’a bu anlamda çok ciddi sorumluluklar düştüğünü düşünmekteyiz. Önümüzdeki dönemde KTTB olarak ülkemizde mevcut hekim sayısı ve branşlara dağılımlarını göz önünde bulundurarak, gelecekte ihtiyacımız olacak hekim sayısı ve uzmanlık branşlarına dağılımları ile ilgili çalışmalar yapmak, bu amaçla başta Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak arzusundayız. Gelecekteki hekim ihtiyaçlarımızı şimdiden hesaplayabilirsek, devlet olarak sağladığımız tıp ve diş hekimliği fakültelerindeki kontenjanları buna göre ayarlayarak, ülkemizdeki tıp ve diş hekimliği fakültelerine kaç KKTC vatandaşı öğrenci alınacağını düzenleyerek, gelecekte sorun yaşanmamasını sağlayabiliriz. 

YÖDAK’ın,  ülkemizin yükseköğretimine yön verebilecek, yeterli, bilimsel ve akademik çalışmaları yürütecek kapasiteye ulaştırılabilmesi, eksikliklerinin giderilmesi ve çalışmalarının desteklenmesi için Cumhurbaşkanlığı olarak gerekli girişimleri yapmanızı bekliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım;

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak sizlerden

*Sağlık bütçesinin artırılması ve akılcı kullanımı,

*Hekim Yasasının yapılması,

*Sağlık için sektörel asgari ücret belirlenmesi,

*Nöbet ve ek mesai ödeneklerinin yatırımlarının yapılması,

*Halk Sağlığı Yasasının yapılması,

*Koruyucu sağlık uygulamalarının yaşam bulması,

*Tütün ve Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma Yasasının tam anlamı ile uygulanması,

*Gıda Güvenliği Yasasının tüzüklerinin tamamlanması,

*Çevre sağlığının korunması,

*Geleceğin planlanması,

*Tıp ve diş hekimliği fakültelerine alınacak KKTC vatandaşlarının planlı bir şekilde belirlenmesi,

*Ülkemizde açılmış olan ve açılacak olan tıp ve diş hekimliği fakültelerinin standardizasyonunun sağlanması ve denetlenmeleri

konularında bir an önce harekete geçilmesi ve gerekenlerin yapılması için yürüttüğümüz ve yürüteceğimiz çalışmalar konusunda destek bekliyoruz.

Tüm bu konularda Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin üzerine düşen sorumluluğu almaya, çalışmaya ve yapılacak çalışmalara katkıda bulunmaya hazır olduğunu bildiririz.

Olası Federal Kıbrıs’ta sağlık alanındaki düzenlemeler, iş birliği çalışmaları ve iki toplumu da etkileyebilecek sağlık sorunlarının çözümü için kurulmuş olan İki Toplumlu Teknik Komitelerden Sağlık Teknik Komitesi’ne ve alt komitelerine Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nden temsilcilerin de katılmasının çalışmalara olumlu katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bu amaçla görüş ve direktiflerinizi arz ederiz.

Saygılarımızla,

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a.)

 

Dr. Özlem GÜRKUT

        (Başkan)

 

 

 

Sağlık Bakanı Ziyaretimiz

Sb Ziyaret KTTB

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği'nin 27 Ekim 2018 tarihinde gerçekleşen 22. Olağan Genel Kurulunda görev alan başkan ve yönetim kurulu üyeleri olarak, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanlığı’ndan gelen bir bakan olarak sizleri makamınızda ziyaret etmekten mutluluk duymaktayız.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, yasasından aldığı görev ve sorumlulukla sadece bir meslek örgütü olarak değil insan sağlığını ilgilendiren tüm konularda çalışmaktadır.

Bu dönemde de Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak, ülkemizde çağdaş, insan odaklı adil ve erişilebilir bir sağlık sisteminin yerleştirilmesi için, insan sağlığının korunması amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve uygulanması için, çalışma kararlığındayız. Ülkemizin kısıtlı hekim kaynağının en verimli şekilde hizmete katılacağı, ülkenin kaynaklarını adil paylaşacağı bir sistem yaratmanın önemine inanmaktayız.

Bu düşüncelerle Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak Sağlık Bakanlığı`mızdan beklentilerimiz:

-Yürütülmekte olan yasa çalışmalarına aktif katılımımızın sağlanması ( Kamu Sağlık Çalışanları Yasası Sınav Tüzüğü, Yataklı Tedavi Kurumları Teşkilat Yasası, Kredilendirme Tüzüğü, TUK Eğitim Yönetmeliği, Sağlık Bakanlığı yeniden yapılandırılması çalışmaları gibi)

-Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan istatistik birimi ile bilgi paylaşımı ve işbirliğimizin sağlanması,

-Ülkemizde hizmet veren tüm sağlık birimlerinden tıbbi atıkların usulüne uygun şekilde ve düzenli olarak toplanması için Sağlık Bakanlığı'nın gerekli önlemleri alması.

-Tüm sağlık birimlerindeki ameliyathane, acil servis  ve yoğun bakım ünitelerinin çağdaş tıp uygulamaları kılavuzlarına uygun standartlar doğrultusunda denetlenerek yapılandırılması.

-Ülkemizde her ne ad altında olursa olsun her türlü tıbbi uygulamanın uzman sağlık personelleri tarafından yapılması, güzellik merkezleri, tamamlayıcı tıp hizmetleri adı altında ehil olmayan kişilerce tıbbi uygulamalara izin verilmemesi.

Kıbrıs Türkleri Birliği olarak, Sağlık Bakanlığımızla her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu belirtir, Saygılarımızla,

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu (a)

Dr. Özlem Gürkut

(Başkan)

Alt Kategoriler