Değerli basın mensupları,

Sağlık alanındaki ve sağlık sistemindeki sorunları ve çözüm önerilerimizi her fırsatta dile getirdiğimizi en yakınından bilenlerdensiniz. Giderek gelişip güçlenmek yerine sorunlar yumağına dönen bir sağlık sisteminde, böylesi özel günlerde kutlama yapmak yerine yine sorunları dile getirip çözüm arayışlarında bulunmak zorunda kalıyoruz.

Hastalıkların tedavi edilmesi ve bu amaçla çağdaş, bilimsel bir sağlık hizmeti sunulması önemlidir. Ancak bundan daha önemli olan sağlığın korunmasıdır ki çok daha akılcı ve ekonomiktir. 22 Kasım Diş Hekimliği Günü nedeniyle bir yıl önce buradan Kıbrıs Türk Tabipleri Odası Başkanı Dr. Mustafa Taşçıoğlu’nun Sağlık Bakanlığı’na “Bu ülkede koruyucu diş sağlığı politikanız var mı?” diye sormasından kısa süre sonra Sayın Bakan Filiz Besim koruyucu diş sağlığı komitesini kurduğunu açıklamıştı. Ancak aradan geçen bir yılda bu alanda hiçbir faaliyet ve hizmet yapılmadığını görmekteyiz.

On yıllardır biriken sorunlara bir yıllık daha sorun eklenmesi dışında herhangi bir değişiklik olmadığını üzülerek söyleyebiliriz.

Ülkemizdeki ekonomik zorluklara paralel olarak sosyal barışın bozulduğunu, toplumsal şiddet olaylarının giderek arttığını her geçen gün acı tecrübelerle görmekteyiz. Trafik ve yol güvenliği ve trafik eğitimi konularında yaşadığımız bunca acı olaya rağmen, olumlu gelişmelerden bahsetmekten çok uzağız. Ülkede her türlü kronik hastalık artarken ve insanlarımızı bu hastalıklar nedeniyle kaybederken bu kronik hastalıkların sebepleri arasında yer alan tütün ve sigara kullanımıyla ilgili başarılı uygulamalar görmekten uzağız. Aynı şekilde gıda güvenliğinin sağlandığından da söz edemeyiz. Ülkemizde alkol ve madde bağımlılıklarıyla ve kullanımıyla ilgili etkili sağlık politikalarını da görmek mümkün değildir. Her türlü uyarılara rağmen halkın sağlıklı beslenme ve yaşam biçimleri geliştirmesine yönelik eğitim ve politikalar da gündeme alınmamaktadır.

Toplumun sağlığının korunması ve geliştirilmesi için sadece hekimler, sağlık kurumları ve sağlık çalışanlarına değil, başta Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı olmak üzere hükümetlere, sivil toplum örgütlerine, sağlık alanındaki meslek örgütlerine, yerel yönetimlere ve en önemlisi medyaya önemli görevler düşmektedir.
Ülkenin çağdaş bir sağlık sistemine ulaşması için, toplumun sağlığının korunması ve geliştirilmesi için, hemen bugün harekete geçmeli, görev bilinciyle, işbirliği ve dayanışmamızı artırmalı ve hiç durmadan çalışmalıyız.

Bu doğrultuda eksik yasalar tamamlanmalı, var olanlar uygulanmalı, eskiyen ve çağdışı kalan yasalar ise güncellenmelidir.

Genel bütçeden sağlığa ayrılan payın çağdaş ülkeler düzeyine getirilmesi ve sağlık kurumlarının altyapısındaki eksikliklerin giderilmesi, kamu sağlık hizmetlerindeki eksik sağlık personelinin tamamlanması gerekmektedir. Ülkemize ait sağlık verilerinin oluşturulması, bilgiye dönüştürülmesi ve bu bilgiye dayanacak, kendi ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda sağlık politikaları geliştirilmesi elzemdir. Ülkemizde en baştan beri izlenmekte olan nüfus politikalarının her konuda ülkeyi çıkmaza sürüklediği artık herkesin görebildiği bir gerçektir. Kendi nüfusunu, nüfus artış hızını bilmeyen bir ülkede geleceğin planlanması, halkın sağlığının korunması, toplumun sağlık düzeyinin artırılması gibi konularda başarı sağlamak mümkün değildir. Yine nüfusumuzu bilmezken koruyucu sağlık hizmetleri planlamak da imkansızdır.

Sağlık çalışanlarının da sorunlarına kalıcı hiçbir çözüm getirilememiş olup kamuda çalışanlar sistemsizlikten, personel, ilaç, cihaz, yatak eksikliği gibi eksikliklerden kaynaklanan sorunlardan sorumlu gösterilmeye devam edilerek giderek artan şiddete maruz kalmaktadırlar. Özel sektörde çalışan meslektaşlarımız ise giderek sermayenin eline geçen hastanelerde işçi statüsünde çalıştırılmakta, yatırımları tam olarak yapılmamakta ve gelecekte geçim sıkıntısı yaşamakla yüz yüze bırakılmaktadırlar.

Birçoğu devletin burslarıyla on yıllarca süren eğitimler sonucu yetişmiş olan hekimler, bu ülkenin en kıymetli insan kaynaklarından bir kesimini oluştururken, sistem onlardan verimli bir şekilde yararlanmanın bir formülünü hala üretememiştir.

Günümüze gelindiğinde, topluma ücretsiz, çağdaş ve erişilebilir bir sağlık hizmeti vermekle yükümlü hükümet, kısmi genel sağlık sigortası adı altında, emekçilerin kendi cebinden özel hastanelere para ödeyerek sağlık hizmeti almasını, bir gelişme ve müjde olarak sunmaya çalışmaktadır. Bu yöntemle, çalışanlardan kesilen sağlık primleri, kamu hastanelerine olan borç ödenerek, eksikliklerinin giderilmesi yerine, özel sermayeye aktarılmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde bugün itibarı ile 6 tıp fakültesi ve 7 diş hekimliği fakültesi bulunmaktadır. Oysa yeterli eğitim düzeyinin tutturulabilmesi için gerekli hasta sayısı ve çeşitliliğini sağlamak amacıyla her 2 milyon nüfusa bir tıp fakültesi açılması önerilmektedir. Bu kadar fazla sayıda tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültesi izni verilirken hangi kriterlerin göz önünde bulundurulduğu ise açıklanmamıştır. Bu fakültelere YÖK’ün yaptığı üniversite giriş ve yerleştirme sınavları dışında tamamen fakültelere ait sınavlarla da öğrenciler alınmaktadır. Ayrıca KKTC uyruklu öğrenciler için de ayrı kontenjanlar belirlenmektedir. Bu kontenjanların ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmesi beklenirken, böyle bir kriterin gözetilmediği de bilinmektedir. Tıp ve diş hekimliği fakültelerindeki eğitimin çağdaş normlar ve standartlar doğrultusunda sağlanıp sağlanmadığına dair denetimlerin de tam olarak yapıldığı söylenemez. Bütün bunlara dair sıkıntılar devam ederken, bir üniversite hastanesine tıpta tam süreli uzmanlık eğitimi verebilmesine dair yetki verilmiştir. Eğitim Bakanlığı’nın ön izni ve YÖDAK’ın onayı ile verilen izin konusunda hangi kriterlerin göz önünde bulundurulduğu açıklanmamıştır. Tıp ihtisas eğitimi bir usta çırak ilişkisine ve büyük oranda tecrübeye dayalı olup hasta çeşitliliği ve sayısının bu tecrübeyi sağlamakta en önemli faktör olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın devre dışı bırakıldığı bir uzmanlık eğitimi düşünülemez. Bir hekimin eğitiminin gerekli standartları taşımaması insan hayatına mal olacak ciddi bir sorundur. Bu sebeple ülkemizdeki tıp ve ihtisas eğitimleri konusunda hangi kriterlere uygulayacağını, eğitimi kimlerin denetleyeceğini belirleyecek ve siyasi iktidar değişiklikleri ile değişen tutumlara izin vermeyecek bir yasal düzenlemeye acilen ihtiyaç vardır.

Bütün bu sorunlar ve sıkıntılar içinde karşılamakta olduğumuz 22 Kasım Diş Hekimliği Günü nedeni ile tüm diş hekimi meslektaşlarımı kutlar, daha iyi şartlarda meslek icra edebileceğimiz günler için mücadelemizin süreceğini ve dayanışmamızı bildiririm.

Saygılarımla,

 

Dr. Özlem Gürkut

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı