Haberler:
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü - 27 Mart 2017 Pazartesi, 14:19
14 Mart Tıp Bayramınız Kutlu Olsun - 14 Mart 2017 Salı, 08:20
8 Mart Mesajı - 08 Mart 2017 Çarşamba, 12:40
Dünya Böbrek Günü KKTC Seminer Programı - 06 Mart 2017 Pazartesi, 15:02
14 Mart Tıp Haftası Programımız - 03 Mart 2017 Cuma, 12:18
YÖDAK Bağımsız Olmalı - 14 Şubat 2017 Salı, 08:59
Dans Dersleri Başlıyor - 09 Şubat 2017 Perşembe, 14:49
  • Font size:
  • Decrease
  • Reset
  • Increase
ende

Pestisitler ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sağlık Etkileri konulu toplantının Sonuç Bildirgesi

 

Pestisitler014

 

Pestisitler ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sağlık Etkileri konulu toplantı

Sonuç Bildirgesi

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği organizasyonunda 26 Mayıs 2016 tarihinde Doç. Dr. Işıl Ergin (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı ABD), Emine Solyalı (Tarım Dairesi Eski Müdürü),  ve Kimyager Tarık Haydar            (Devlet Laboratuvarı) sunumunda gerçekleştirilen “Pestisitler ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sağlık Etkileri konulu toplantı sonucunda;

Bugün binlerce bitki koruma ilacının (pestisit) besin zincirimize girdiği bir çağda yaşamaktayız. Gıdaların üretimi, depolanması, taşınması sırasında kullanılan bu kimyasallar; gıdaların besin değerini bozan veya zarar veren her türlü canlıya (böcekler, mikroorganizmalar ve zararlı otlar) yönelik kullanılmaktadır. Ancak “zararsızdır” iddiaları ile pestisit pazarına hızlı giriş yapan pek çok kimyasal, on yıllar içinde çevreye ve insana olan etkileri ortaya çıktıkça “olası kanserojen” ilan edilerek pazardan çekilmektedir. Fakat, bu kimyasallar, gerek toprak ve sulardaki kalıcı etkileri, gerekse canlıların vücudunda yağ dokuda birikerek yarattıkları etkilerle, bizleri zehirlemeye uzun yıllar daha devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise yasal durumun (kullanılan pestisit cinsi, uygulama zamanı, hasat zamanı vs. ye ilişkin) keskin sınırlar çizmemesi, yaptırım uygulamaması, yaygın ve etkin eğitim veren ve denetleme yapan kamusal yapıların bulunmaması ve yaptırımların yeterli olmaması nedeni ile kanser yapıcılıkları ispatlanmış bu unsurlar, kullanılmaya bile devam edilmektedir.  Ülkelerin sağlık örgütlerinin üzerine düşen en önemli rol, zararlılarla mücadelede kimyasal yöntemler dışı, biyolojik ve mekanik mücadeleyi önceleyen mekanizmaları harekete geçirmektir. Kamunun yapması gereken; kimyasal kullanımının azaltılması, kullanılacaksa en zararsızların temini, uygun doz ve zamanda kullanımının sağlanması ve önlemlerin bu aşamada alınması olmalıdır. Kalıntı limitleri saptamaya yönelik pahalı yöntemler yerine kalıntı bırakmayacak dinamiklerin harekete geçirilmesi esas olmalı, besini zehirli kılan unsurlar, kalıntı bırakacak aşamaya gelmeden önlenmelidir. Birçok ülke satacağı ürünleri sertifikalandırıyor ve öyle ihraç ediyor. Halbuki ülkemize gelen ürünlerde böyle bir sertifika zorunluluğu olmaması kendi laboratuvarımızda test yapılmasını zorunlu kılıyor. Buda 7 personelle çalışan Devlet Laboratuvarı Kalıntı Analiz Şubesine hem iş yükü, hem de maddi yük getiriyor. Ayrıca ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir tarım ilacı olan glifosfatın kalıntı analiz testi maalesef laboratuvarımızda yapılamamaktadır. Ulusal pazarımızı kimyasalsız kılmak için çiftçi eğitimlerinin hızlandırılması, yaygınlaştırılması, çiftçilere ücretsiz ama zorunlu eğitim sertifikasyon programlarına başlanması hedeflenmelidir. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi bunu gerekli kılar.

Genetiği değiştirilmiş gıdalar da pestisit endişeleri ile paralel gitmektedir. GDO tohumlar; sadece onun birlikte ekilmesi için üretilmiş pestisitlerle ürüne dönüşebilmektedir. Bu bağımlı ilişki, şirketlerin en önemli silahıdır. GDO’lu tohumu kullanan, onun ilacını da almak zorundadır. Çiftçinin şirkete ve ilaca bağımlılığını garanti eden bu süreç soya, mısır, kanola ve pamuk gibi sanayi hammaddesi olan ürünlerle sınırlıdır ve ne yazık ki aslında açlığı gidermeyi hedefleyen bir gıda çeşitliliği de sunmamaktadır. Bu hammaddeler, sanayi için ucuz kaynak yaratarak, kar artırma hedefine kilitlenmektedir. Genetiği değiştirilmiş gıdaları kullanıp kullanmama tercihinin tüketici farkındalığına bırakılması ise büyük bir haksızlık olacaktır. Biyoteknolojinin gıda zincirimize girmesinin doğuracağı alerjik, toksik, antibiyotik direnci yaratıcı ve dokuya geçişine ilişkin etkiler, ne yazık ki pek çok tüketici için anlaşılır, bilimsel olarak tartışılabilir bir durum olmayacaktır. Bu nedenle yasa koyucular gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.  Ayrıca tıpkı tarım ilaçlarında olduğu gibi, GDO gıdalara ilişkin etkilerin yıllar içinde anlaşılması ne yazık ki geri dönüşsüz sonuçlar oluştuktan sonra netleşebilecektir. Hali hazırda GDO’ların çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası etkilerine dair kanıtlar endişe vericidir ve GDO’ların tıpkı yasaklanan pestisitler tarihçesi gibi bir sürece doğru ilerlediğini göstermektedir. Bugün Almanya ve Fransa başta olmak üzere, pek çok AB ülkesinin GDO üretimi ve tüketimi konusunda hızla GDO’suzluk yönünde harekete geçmiş olması, mevzuat değişikliklerini bu yönde hızlandırmaları,  bunun en önemli bir işaretidir.  Tarımsal üretimimizi GDO’suz kılacak yasal düzenlemeleri harekete geçirmek önemlidir. Bakanlar Kurulunun geçmişte almış olduğu bir karara göre GDO’lu tohumların ülkemize girişi yasaktır. AB müktesebatını beklemek yerine kendi ulusal pazarımızı GDO’suz kılacak yasal düzenlemeleri bir an evvel yapmak önümüzdeki öncelikli işler arasında yer almalıdır.

 

 

Saygılarımızla,

  Dr. Sonuç Büyük

  (As Başkan)

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0 / 1000 Karakter kısıtlaması
Metin uzunluğu 10-1000 karakter arasında olmalı
Yorumlarınız yönetici tarafından değerlendirilecek.
hizmet koşulları.

Yorumlar

  • Henüz hiç yorum yok