• Font size:
  • Decrease
  • Reset
  • Increase
ende

14 MART BAYRAM MI? KABUS MU?

 

kttb logo

14 MART BAYRAM MI? KABUS MU?

Yıllardır içinde sürüklendiğimiz çözümsüz sorunlar yumağı ve sağlıktaki sistemsizlik her gelen Tıp Bayramı’nı daha da derin bir hüzün ve umutsuzluk içinde kutlamamıza neden oluyor. Her yıl aynı sorunları ve sorunlara eklenen başka sorunları papağan gibi tekrarlamak çok ama çok yorucu bir o kadar da biz hekimler için mutsuzluk kaynağı olmaya devam ediyor.

Sosyal devlet olmanın en önemli kriterlerinden birisi de güçlü, hastaların kolay ulaşabileceği, kaliteli ve güler yüzlü bir sağlık sistemine sahip olmaktır.

İyi bir sağlık sisteminde güçlü kamu sağlık hizmetlerine, denetlenebilir kaliteli özel sağlık hizmetlerine ve hasta hakları yasasına ihtiyaç vardır.

Yine güçlü bir Sağlık Sistemi kurulmasında en büyük ihtiyaç ülkedeki tüm sağlık hizmetlerini organize edecek ve denetleyecek olan güçlü bir Sağlık Bakanlığıdır.  İşte bu nedenledir ki; 2013 yılının kasım ayında düzenlenen Sağlık Çalıştay’ında ivedi olarak kurulması gereken komitelerden biri de Sağlık Bakanlığı’nın Reorganizasyonu idi. Komite kuruldu kurulmasına ancak o günden bu yana 2.5 yıl geçmesine rağmen Sağlık Bakanlığı’nın yapısal durumunun güçlendirilmesi için herhangi bir somut çalışma yapılamadı.

Bakanlığın, ciddi boyutta ve ivedi olarak reorganizasyonu gerekmektedir. Çağdışı kalan yasaların ve tüzüklerin hızlı bir şekilde oluşturulması için güçlü bir hukukçu ekibi, sağlık ekonomisti, bilgi işlem merkezi ve tüm sağlık birimlerinin koordinasyonunu sağlayan güçlü bir Sağlık Bakanlığı gerekir. Hükümet içinde çok güçlü irade sahibi bir Sağlık Bakanlığı...Bizim gibi ekonomisi net olmayan bir ülkede insan ve cihaz - alet kaynaklarının en etkin biçimde kullanılabileceği bir bilgi bankasına da gereksinim vardır.

Şu andaki Sağlık Bakanlığı’nın yapısı Kamu Sağlık Hizmetlerinde disiplini sağlamaktan aciz ve Özel Sağlık Hizmetlerinin denetimini yapabilecek düzenlemelerden yoksundur.

Sağlık Çalışanları ve Teşkilat Yasalarının düzenlenmesi gerekmektedir. Sağlık çalışanları maalesef yıllardır diğer kamu çalışanlarından ayrılamadığı için çalışma şartları çok farklı, yorucu ve yıpratıcı bu meslek grubu bir türlü hak ettiği yasaya ve çalışma ortamına kavuşamadı. Kadrolu, sözleşmeli ve mecburi hizmetli şeklinde çalışan hekimler, bu farklı kategorilerden dolayı gerek mesleklerini icra ederken, gerekse meslektaşları arasında huzursuz bir iş ortamında bulunmaktadırlar. Yine eski ve yeni hekimler arasındaki ciddi maaş farklılıkları çalışma barışını bozmaktadır.

Halen var olan yasaya göre yasak olmasına rağmen kamuda çalışan hekimlerin aynı zamanda özelde de çalışması, ve bir türlü bu yasanın uygulanacak hale getirilememesi konusu hâlâ daha hekimler ve toplumun diğer kesimleri arasında polemik konusu olmaya devam etmektedir. Hekim örgütleri devletten umudunu kesmiş mahkeme koridorlarında sürünmektedir.

Yine sağlık çalışanları yasasının düzenlenememesi nedeniyle bazı bölümlerde hastanelerimizde ciddi hekim sıkıntısı yaşanmaktadır. Acil hekimi, onkoloji, hematoloji, nefroloji, adli tıp gibi tek çalışan branşlarda gerek hekimlerimiz gerekse hastalarımız çok ciddi mağduriyetler yaşamaktadırlar. Devlette çalışan Diş Hekimi sayısı ihtiyacın çok altındadır. Kamu hekimlerinin çalışma şartları ve maaşları düzeltilmedikçe bu branşlarda hekim bulamayacağımız çok net ortada iken, Sağlık Bakanlığı şartları düzeltme yoluna gideceğine maalesef yurt dışından hekim getirmeyi tercih etmiş ve bu arayışa girmiştir. Halbuki hepimiz de biliyoruz ki bu branşlarda Kıbrıslı Türk genç hekimlerimiz vardır ancak koşullar uygun olmadığı için ülkelerine dönmemektedirler.

Ülkeye dönen genç hekimlerimiz ise çok zor çalışma şartları altında ve komik maaşlarla çalıştırılmaktadırlar. Devletin görevi insan kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak ve olmayan branşlarla ilgili de eğitimi planlamak olmalı iken bizde bilerek ve isteyerek devlet eliyle çok değerli insan kaynaklarımız harcanmaktadır. Harcanan insan kaynaklarımızın net göstergesi ise son bir yıl içinde Kamu Hastaneleri’nden istifa eden ondan fazla meslektaşımızdır. Kamu Hastaneleri’nde tam bir yaprak dökümü yaşanmaktadır.

Çözüm Kuzey Kıbrıs’ta hekimlik mesleğinin şartlarının düzeltilmesi ve eğer eksik branşlar varsa  branşların hızla eğitim planlanması yapılarak Tıp Fakültelerinde okuyan çocuklarımızın bu branşlara yönlendirilmesidir.

 

GENEL SAĞLIK SİGORTASI da yıllardır dilimize doladığımız bir yasadır.

Kuzey Kıbrıs’ta herkes devletin sağlık şemsiyesi altında görünse bile, aslında gerçek durum bu değildir. Çok da sağlıklı olmayan verilerimize göre toplumun %50’ı sağlık hizmetlerini özel sektörden, tamamen kendi cebinden ödeyerek almaktadır. Oysa biliyoruz ki, gerek sigortalılardan, gerekse 2008’den sonra işe giren memurlardan sağlık fonu için primler kesilmektedir. Ancak bu primlerin toplandığı fon sağlık harcamaları için kullanılmıyor. Bundan dolayı bu para sağlığa geri dönmemekte ve özele giden hastalarımızın sağlık harcamalarının çoğunu ceplerinden karşılamaktadırlar.

Geçen yıl bu fonda toplanan paranın sadece %11’inin sağlığa geri döndüğünü biliyoruz. Genel sağlık sigortası bir an önce ülkemiz şartlarına uygun bir şekilde düzenlenmeli ve devreye girmelidir. Bu konu toplumun kendini sağlık anlamında daha güvende hissetmesi ve özel sağlık hizmetlerinin de sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için çok önemlidir. Genel sağlık sigortası hastaya hekim seçme özgürlüğünü de getirecektir. Bu konu ile ilgili geçtiğimiz yıl çok ciddi çalışmalar yapılmasına karşın yasanın şu anda Başbakanlık’ta bekletildiği bilgilerini almaktayız.

Sağlıkta yaşadığımız ve herkesin kabul ettiği diğer çok önemli bir sorunumuz da, OTOMASYON’dan yoksun olmamızdır. Yani kayıt ve veri sistemimizin olmaması, işlememesi durumudur bu... Kalp damar, kanser, diyabet ve pençesinde olduğumuz diğer birçok hastalıkta aslında dünyanın neresinde olduğumuzu net bir şekilde bilmiyoruz. Ne kadar ilaç kullandığımızı da bilmiyoruz. Tüm bunları bilemediğimiz için de, bu konuda bir politika oluşturma çabalarımız da sadece konuşmada kalmaktadır. Otomasyon bir an önce devlet ve özel sağlık hizmetlerini de kapsayacak şekilde devreye girmeli ve sağlık politikalarımız net verilere göre oluşturulmalıdır. Otomasyonla ilgili olarak da son bir yıldan beri özellikle Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinde ciddi çalışmalar yapılmış ve büyük yol kat edilmiştir. Ancak sistemin doğru oturması için halen ciddi alt yapı sorunları vardır. Yine bu sistem bazı perifer hastanelerimizde ve sağlık merkezlerinde yoktur. İlaç Eczacılık Dairesi’nin Sisteme henüz katılmaması da ciddi bir eksikliktir. Sistemin tüm sağlık birimlerini kapsayacak şekilde devreye girmeli ve özellikle eczaneler sisteme dahil edilmelidir.

Ve ülkemizin, sağlığın organizasyonunda diğer bir ciddi eksiği de, koruyucu hekimlik ve halk sağlığı hizmetleridir. Bir hastalığa yakalanmadan korunmayı bilmek, ya da erken tanı ile basitçe tedavi etmek hem çok kolay hem de çok ucuzdur. Çağdaş ülkeler KORUYUCU HEKİMLİK üzerinde yoğunlaşarak sağlık bütçelerini azaltmakta ve toplumlarının sağlığını bu yöntemle korumaktadırlar.

Sağlık bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri, bu konuyu ivedi olarak gündemine almalı ve özellikle Birinci basamak sağlık ocaklarında kanser, kalp damar, obezite, diyabet, erken puberte (ergenlik) eğitim programları ve tarama testleri yapılmalıdır. Erken Tanı yeniden organize edilmeli ve Kanser Savaş Birimi bir an önce kurulmalıdır.

Sağlık Ocakları, Sağlık Merkezleri ve Perifer hastanelerinin güçlendirilmelidir. Sağlığın bozulan halkaları  yeniden güçlendirilmeli ve organize edilmelidir. Ancak bu şekilde insan ve cihaz kaynakları doğru kullanılabilecektir. Tek olan 3. Basamak hastanemiz Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin yükünü azaltmak ve daha kaliteli üçüncü basamak sağlık hizmeti verilmesini sağlamak zorundayız. Şu anda maalesef bu 3. Basamak hastanemizi Sağlık Ocağı gibi kullanmaktayız. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin yükünü azaltacak en önemli girişim Trenyolu ya da Surlar içine açılacak bir polikliniktir.

Bir ülkenin sağlığının en önemli göstergelerinden birisi acil servisleridir.  Çünkü Acil servis ülkenin Sağlık Sistemine giriş kapısıdır ve kaliteli acil sağlık hizmeti vermesi hayat kurtarıcıdır. Bizim ülkemizde maalesef acil hekimimiz sadece bir tanedir. Acil hizmetlerimiz genellikle başka branşlardan tıp hekimleri, asistan ve mecburi hizmetli doktorlar tarafından sağlanmaktadır. Bu durum çoğu zaman hizmetlerin aksamasına neden olmaktadır. Bu nedenle acil serviste görevli olan meslektaşlarımızın düzenli olarak meslek içi eğitimlerinin yapılması ve acil servislerimizin yeniden organize edilerek kalite kontrol sistemine alınması hayati bir meseledir.

 

Hep göz ardı ettiğimiz Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi de artık acilen masaya yatırılmalıdır. Bu hastanenin teşkilat yasaları yeniden düzenlenerek gerek personel alt yapısı, gerekse fiziki şartları iyileştirilmelidir. 1930’lardan kalan çağdışı Akıl Hastalıkları Yasası üzerinde çalışılmıştır. Bir an önce meclise giderek yasallaşması gerekliliği çok büyüktür.

Alkol ve madde bağımlıları için bir tedavi merkezimizin (AMATEM) olmaması kabul edilir bir durum değildir. Bu hastalar Barış Ruh Hastane’sinde diğer psikiyatri hastaları ile birlikte tedavi görmektedirler ki bu tedavi şekli çağdaş dünya normlarında değildir. Mecliste üzerinde çalışılan ‘’Denetimli Serbestlik Yasası’’ bağımlı hastalara tedavi şansı vermesi anlamında önemli bir gelişmedir  ve ülkemiz için gereklidir. Ancak Kamu Sağlık Hizmetleri bünyesinde  bir tedavi merkezinin (AMATEM) kurulmadan bu yasanın geçirilmesi de bu tedavinin kamu bacağının eksik olması anlamına gelecektir.

Lefkoşa Burhan Nalbantoğu 37 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta çok büyük bir sağlık hizmeti vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Uzman kadrosundaki birçok yüksek ihtisaslı hekimle ülkemizin 3. Basamak tek hastanesidir. Tıbbın her alanında en ileri ameliyatlar bu hastanemizde yapılmaktadır. Ancak bilmek ve kabul etmek zorundayız ki Dr. Burhan Nalbantoğlu devlet hastanesi kendisine yüklediğimiz bu yükü artık kaldıracak fiziki alt yapıdan yoksundur. Servislerdeki koğuş sistemi çağdaş ve insani olmaktan uzaktır. Gerek yoğun bakım, gerekse ameliyathaneleri çağdaş hastane şartlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Acil servis olması gerektiği gibi değildir. En ileri ameliyatların yapıldığı, teşhislerin konduğu, bünyesinde çok önemli bir sağlıkçı ordusunu barındıran bu hastane maalesef alt yapısındaki yetersizlikler nedeniyle hem sağlıkçılar, hem de hastalar için çoğu zaman mutsuzluk ve başarısızlık kaynağı olabilmektedir. YENİ ÇAĞDAŞ BİR HASTANEYE İHTİYACIMIZ VARDIR. Sağlık Bakanlığı yeni bir hastane için çalışmaların başladığı müjdesini vermektedir ki; bu önemli bir gelişmedir. Ancak hepimiz de biliyoruz ki yeni bir hastane 5 yıldan önce devreye giremeyecektir. Peki ama biz beş yıl boyunca Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun bu dökülen yapısıyla nasıl idare edeceğiz? Bitmiş olan ama bir türlü açılamayan Onkoloji Hastanesi bir an önce açılmalı, ana bina rahatlatılarak ivedi bir şekilde servis servis tadilata alınmalıdır.

Özel Sağlık Hizmetleri yeterince ve gereğince denetlenmemektedir. Ülkenin özel hastane ihtiyacı ile ilgili hiçbir politikası olmaması nedeniyle yurt dışından gelen özel hastane ve hasta simsarlarının işgali altındayız. Süpermarket açar gibi özel hastaneler açılıyor, tüp bebek merkezi sayısında patlama yaşanıyor. Yurt dışı kökenli hastane irtibat büroları Sağlık Bakanlığı’ndan değil de Ticaret Bakanlığından izin alarak ülkemizde ofis açma yarışına girmiş durumdadırlar. İvedi olarak Özel Sağlık Hizmetleri ile ilgili politika geliştirilmesine ve uygulanmasına ihtiyaç vardır.

Devletlerin vatandaşının sağlığına verdiği önemin en ciddi göstergelerinden biri de bütçeden sağlığa ayrılan paydır. Bu yıl bütçemizde sağlığa ayrılan rakam 6,6 olarak belirlenmiştir. Ancak çağdaş ülkelerde bu rakam asgari % 11’dir.

Sağlıktaki çok çok ciddi bir başka sorunumuz da denetimsiz Tıp, Diş ve diğer sağlık fakültelerinin açılmasıdır. Laboratuvarı insan olan bu fakültelerin alabileceği öğrenci sayısı, hem kalite, hem de sayı olarak çok ciddi şekilde denetlenmelidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün Tıp ve Diş Hekimliği Fakülteleri için verdiği rakam her bir milyon nüfusa bir fakültedir.

Ülkemizde sağlık eğitiminde yaşanan denetimsizlik bizi sağlığın gelecekteki kalitesi anlamında ciddi boyutta endişelendirmektedir. Kuzey Kıbrıs kontenjanlarının da aynı şekilde denetlenmemesi, kısa bir süre sonra adanın Kuzeyinde ciddi bir sağlıkçı enflasyonu yaratacaktır. Düne kadar iki olan Tıp Fakültesi sayımız hiç bir planlama yapılmadan bir anda dörde çıkmıştır. Durum çok ama çok endişe vericidir.

Kıbrıs konusunda görüşmelerin sürdüğü bu günlerde iki toplumun da kolay ulaşabileceği ortak bir Sağlık Sistemini nasıl kurabileceğimizle ilgili politikalar üretilmeye başlanmalıdır.  Sağlık’ta acil durumların dışında da ortak Sağlık Sistemi üzerinde çalışacak Sağlığın profesyonellerinden oluşan teknik bir komiteye ihtiyaç vardır.

Yukarda belirttiğimiz tüm bu sorunların çözümü için güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği önerisi olan mecliste Sağlıkla ilgili yasalar için bir AD-HOC komite kurulması istemi maalesef bizzat Başbakan tarafından engellenmiştir.  AD-HOC komite acil durumlar için kurulan ve ülkedeki tüm siyasi görüşlerin uzlaşısının gerektiği bir durumdur. Size göre Sağlıkta geldiğimiz nokta acil değilse eğer SÖZ BİTMİŞTİR.

 

TÜM MESLEKTAŞLARIMIN VE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ BAYRAMINI KUTLARKEN HERKESE SAĞLIK ve MUTLULUK DİLERİM.

 

Saygılarımızla,

Dr. Filiz Besim

   (Başkan)

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği

Kıbrıs Türk Tabipleri Odası
Kıbrıs Türk Diş  Tabipleri Odası

 

 

 

 

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0 / 1000 Karakter kısıtlaması
Metin uzunluğu 10-1000 karakter arasında olmalı
Yorumlarınız yönetici tarafından değerlendirilecek.
hizmet koşulları.

Yorumlar

  • Henüz hiç yorum yok